kadının, saçlarının kokusu ve kendi ölümünün kokusu aynı hızlı geliyor. zaman, zaman zaman ilerlerken, penceresinin açık olması, kaç ilhamı alır odasına? adlarının bittiği yere, kendilerini gömüyorlar. kadınlar, hıçkırıklarını bir şiirin satır aralarına gömüyor ve sen havanın aydınlanması ile birlikte, içinin de aydınlanmasını bekliyorsun. ne kadar aptalca değil mi? aptalca olan her şeyin sonuna "yaşamak her şeye değer" cümlesini koymuşlar.
tanrım; kadınlar arkasına bakmıyor. bir baksalar arkalarına, görecekler her şeyi, arkalarında bıraktığı tüm cesetleri. ama hiçbir kadın bakmıyor arkasına. hıçkırıklarını bir çiçek gibi ektiği hayallerinin yanına gömüyorlar, büyümesini bekliyorlar. kadınlar yine de bakmıyor arkalarına. ki biliyorlar; dönerlerse şayet, saçlarından asarlar onları, evhamlı bir orospunun göz kapaklarına.
intihar etmiş kadınların, rakı masasına kaç tanrı davetlidir? ve bir kadın, oralardan buralara geliş yolu bulman için, kaç canının biletini kesmesi lazım? kaç gün bekletir bir özlem, bir kadını ölüm provalarında? hangi çingenenin bedduasını aldı bu kadınlar? nedir bu kulak arkalarında ki güllerin son hali?
kadınların ölmeyi bekleyen ellerinde, üç şiir var. belli ki biri acıya, biri aşka, bir diğeri ise gökyüzüne. çünkü hepsinde; gökyüzüne sığacak kadar acı ve gökyüzüne sığacak kadar aşk var! işte bu, bu kadar. bir göz açıp kapama mesafesi kadar acılara saplılar. başları dik yürüyorlar. çünkü boğazlarına kadar acıya batmışlar. kadınlar başları dik yürüyor abiler. bakmayın lunaparklarda eğlendiklerine, acıların jetonu yok.
kadınlar bir kitapta rastlamışlardı acılara. sonradan, acıların kadınları nasıl sevdiğini öğrendiler. sonra topluma karşı gelmeyi öğrendiler. tezer'le tanıştılar, nilgün'le, sylvia plath'le. bir şiirle yatmayı öğrendiler. yattılar. hayallerinde gezindiler. onların hayallerinde varmıydılar? hangi geceler onlara aittiler? bilmiyorlar. ve bilmedikleri onlarca şey arasında yaşamaya çalışırken, tuttular bir adamı kurtardılar. aldılar karşılarına, yazdılar, çizdiler, anlattılar ve yaktılar. ağlamayı bir kenara bıraktılar. beş dakika ölümü unutup, ateş etmeyi öğrendiler. bir şiir yazıp, şarabı okudular. bir kuş kanadına binip, küfrettiler. bembeyaz elleriyle hangi çiçeğe su yürütseler, gölgeleri en az beş kız çocuğunu koruyordu. onlar, cesur kadınlardılar. ağlamayı bu yüzden bıraktılar, ıslak bir şiir olmayı tercih ettiler.
ve kadınlar bir acıydılar, kendi içlerine katlandılar.
onlarca adam bunu anlamadılar.
oysa ki;
gölgesi bile güzel bu kadınların.hangimiz, bacak bacak üzerine atmış bir kadının karşısında, boğazımız düğümlenmeden şiir okuyacak kadar cesaretli?
kadınlar;
öyle bir seviyor ki, tüm sevişmeler ileri bir tarihe erteleniyor
ve kadınlar;
ufacık bedenleri ile, tonlarca acıya dayanacak güçleri varken
sana neden yenilsin hermaphroditos?
Bu yorum yazar tarafından silindi.
YanıtlaSil