4 Kasım 2014 Salı

canım kadın

benim gökyüzümde uçuşan onlarca kuş
bir gün senin pencere kenarına
yuva yapar mı dersin?
yada biz
seninle
gökyüzünde, yer bulabilir miyiz kendimize?
bu ellerimin çizgileri
neden sana hep şiir olarak çıkıyor?
gökyüzünde ki yalın ayak izlerini
neden bir tek ben görüyorum?
şu göğsümde tüneyen
onlarca kuşun sahibi
neden sensin?
neden kadın
bu geceler
bir tek bana uzun
ve bu geceden bile uzun saçların
bir tek bana güzel

şarap kadar
güzel dudakların
bir ok gibi deliyor göğü

ben yalnızım kadın
olabildiğince yalnız
yalnızlık kelimesi o kadar ağır ki
dünya kadar derdim olsa diyorum
ama şu yalnızlık olmasa
artık gel
gel ve şiirlerimin adını sen koy
düzelt hayatımda ki imla hatalarını
gel ve sen doldur
sana yazarken, bitip tükenen mürekkebimi
sen doldur şu bomboş kalp odalarımı
yüzünle, kokunla, çocukluğunla, boynunla
gel ve sen doldur
şu huzurdan uzaklaşmış yataklarımı
gel ve sen doldur
sana yazarken soğuyan
o soğuk çaylarımı
-ki ben;
senin varlığından, haberdar olduğum günden beri
çayı, kaç şekerle içtiğimi bile unuttum

sen bir cadde de yürüyorsun
burası senin şehrin
burası senin ülken
ben senin ülken de
sadece kelime sefilliği çekiyorum
çünkü ben,
seni yazamayacak kadar, şairim
neyse, bunları geç
bir gün kuş yakalayalım ne dersin?
senin kuşlarını
hani dudaklarından, gökyüzüne doğru süzülen o kuşları
canım kadın
gökyüzünde süzülen onlarca kuş,
bir gün sıkılır mı dersin?
oysa ki ben
şiirlerimde bir kuş büyütüyorum
senin yarattığın cümlelerle
ben artık şiirlerden kaçmak istemiyorum
yağmurlar gibi akmak istiyorum
o ıslak saçlarından boynuna
uçurmak istiyorum bir kuşu
savaşların, bitmek ve tükenmek bilmediği ülkelere
ben artık
sahaflardan alınan,
eski ve bir yaprağı eksik bir kitabı
seninle doldurmak istiyorum
ahh canım kadın
sana yazmakla yetinen birini
çok bekletmedin mi?

saçların da insanlar gibi canı acır
ve benim yüreğim
senin saçlarına
yuvadır

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder