gel bak
şu odamda uçan, gökyüzünden kaçmış uçurtmalar
senin sayende
gel bak
sağanak bir yağmurun altında
göz yaşlarımı gösterebiliyorum
aydınlıkta yazdığımı
karanlığa okuyabiliyorum mesela
gel bak
karanlığınla yarışır gibi
içimde ki siyahlık
sen de siyahsın aslında
içim kadar
içim siyah
tanrı'ya kadar
ve ben hala
nasıl yeneceğimi bilmiyorum bu karanlığı
üstelik senin yalnızlığın bunlardan
hiç bahsetmemişti
gel bak sevgilim
gel
içimde yarattığın boşluklardan
bir ben çıkardım
bambaşka bir hayat hayal ederken her gece
yağmurlarında
uyuya kaldım
sensiz bu dünyada bir yerim bile yok
göğsümde açılan bir pencereden bakıyorum dünyaya
göz yaşlarım vuruyor pencere pervazına
yağmur sanıyorum
aldanıyorum
yağmurlar tarafından aldatılıyorum
penceremi aç
içimin pencerelerini aç
içeri gir sonra
bak yine ortalık kuruyan çiçeklerle dolu
ahh bak yine ortalık kuruyan papatyalarla dolu
sen her adım attıkça
ve sen her adım attıkça içimde
bir papatya boy verir diyemiyorum
çünkü biliyorum
bu çiçekler
göz yaşıyla, boy vermezler
eğer biraz gücüm yetseydi
tüm dünyayı havaya uçurmak isterdim
mutluluktan!
belki bir gün
herhangi bir şiirin
herhangi dizelerinde değilde
bir vapurun son seferinde karşılaşırız
nefes nefese
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder