bugün, sen de en çok sevdiğim saçlarını kestim, hayalimde. el izlerini yıkadım bin bir zorlukla. bir şarkı yakıp, sigarayı dinledim. sonra aşkı aradım, çığlıklar arasında. bir körün yardımıyla, mutluluğu aradım. hayallerimi yaktım, sigaram üşümek üzereydi. ben, ağzımı düğümlüyordum. ama içimin acı çeken orkestra şefi edith piaf susmuyordu. bir yandan tezer özlü gibi acı çekiyor, nilgün marmara gibi ölmek istiyordum. ah! acı çekmek için, büyümek mi gerekir? büyümek için, acı çekmek mi? illa ölmeli misin yaşarken? ya da ölmek için, yaşamak mı gerekir? oysa ki bir piano sesi gibi içine çekiyor ölüm beni. ölümden kaçıp sana nasıl gelebilirim? toprağa karışıyorken, bir çiçeğe nasıl can verebilirim. şiirlerden vazgeçip, parmaklarımı kırıyorum. ve sen; rüzgarın ve yalnızlığın o meşhur esintisini hissettiğinde, saçlarını toplama. bırak düşsün kokun bir cemre gibi caddelere. bırak sokak aralarında ki uyuşmuş vücutlar, bir gecede kokunla sarhoş olsun. bırak rüzgar teslim alsın tenini. rüzgar tenine dokunabilsin. bırak bir bulutun ağlayışını şimdi. kendi gözyaşlarınla yıkanmalısın. kirpiklerine asılı kalmalı yağmurlar. acı çekmelisin. acı çekmelisin ki, büyüyesin.
insan, hatalarını anladıkça mı büyür? yoksa hatalar mı insanı büyütür? aklıma bir şey gelmiyor, ölüm geliyor aklıma sadece ölüm. pişmanlık insanı öldürür mü? öldürüyor işte. elinde çiçeklerle karşılıyor ölüm beni, bir yandan göz kırpıyor hayat. senin için yıktığım yollar, duvarlar ve ölüm provaları geçiyor gözümün önünden. ne hayat kalıyor geride, ne ölüm kalıyor yanı başımda. sen kendi denizinde yüzüyorsun, ben maviliğinde hep can veriyorum. gökyüzünü bir kenara bıraktım, seni de. simsiyah bir şiirin içinde, unutmaya çalıştım seni(şakağımda bir tabanca ile) kafamı kaldırdığımda, gökyüzü zaten kalmamıştı. karşılaştığımız gün geliyordu aklıma. ellerinden düşen kimliği belirsiz vücutlar, gözlerinden süzülen yalancı mutluluk yansımaları. kanmıştım! şiirdin, bir yalanın vardı elbette.
ben sana yazarken, senin başkasına gülümsemen.. neyse. fazla uzatmayacağım, ya da her neyse; ucu yanmış şiirler koydum yoluna. yolu sen yinede unutma. olur mu? üstelik, yüzümün çirkinliği, hayatıma sıçramış biliyor musun? yeni bir kadına aşık olmuşum sanki. yeni bir şiire başlamışım, yeni bir heyecana, yeni bir ölü gövdenin inşasına başlamışım. yeni bir anıya başlamışım, yeni bir acıya. taze onlarca yaraya kapımı açmışım. bu gece bana kuruyan içini dök ya da bir gözyaşı dök. korkma, güzelliğinden ödün vermez tanrı. düşünme, masken de ki makyaj akar mı diye. tenimin gökyüzü haritasında bir uçak gibi düşmeyi bekle. ellerimde yok olsun şiirler, içine beni çeksin gece. çünkü; gözlerimde çıplaksın, o adamın sana baktığı gibi. utangaç değilsin üstelik. gözlerin, nankör bir kedi yavrusu. dudaklarında, yolunu kaybetmiş dudak izleri. masum çocuklardan koparılmış umutlar. bar tuvaletlerinde unutulmuş rötarlı sevişmeler. kırmızı rujlar, çiçekler, şaraplar, kokular. gülümserken, içimizdeki düşleri dökük çocukları kapatışlar.
o an dünyayı durduracak güce sahipken, gideni durduramayız
tüm bu insanlar gitmek için doğmuşlar ve kalanların, ayakları kırık
her bir insan yeraltı sakinidir ve aşk; her coğrafyada gökyüzüdür.
şarapla uyuşmuş bir bedenden sesleniyorum sana
neden hala sana yazmak için, onlarca şiir yolu yürüyorum?
şarapla uyuşmuş bir bedenden sesleniyorum sana
ve içimde saçlarını kesen bir kadın var
şşş! sessiz ol
bulutlar inzivada
ve yağmur
tanrı'nın gözlerinde
saçların
kurşunlar saçıyor
çünkü tanrı'nın
ve senin,
bildiği tek dil
gang bang!
ve sonra gözlerin
bir ceylan gibi
şarap içiyor, bir adamın gölünde
şşş! sessiz ol
daktilo sesleri
geceye, ölüm hazırlıyor
daktilo tuşlarına, kendini asan kadınlar tanıdım
ve her harfe basışımda
bir kadın kurtardım
unutma
yanına aldığın adamlar değil
ayaklarının altına aldığın bu şiirler
ulaştırıyor seni göğe
belki bir gün sende "belki bir gün" diyeceksin ve yalnızlık bedenine nakış nakış işleyecek. belki bir gün sende, herkes gibi sarılmayı isteyeceksin ve ben sana, iyileşen yaralarımı göstereceğim.